2022 Ne Sıkıntılı Sezondun Sen?!. (Kan Ter Gözyaşı 32 Kısım Tekmili Birden)

Hani bir deyiş vardır:“Başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir!” diye. İşte, bu sezon aynen öyle oldu yeminnen…

Screenshot_20221028-145955

Hemen hemen her yıl birçok sporcu sezonda irili ufaklı bazı talihsizlikler yaşar ve bu biraz da işin doğasında vardır. Çünkü outdoor multispor bir branştır triatlon…

İç ve dış mekanlarda yapılan yüzme, bisiklet, koşu çalışmalarında her an her şeyle karşılaşabilirsiniz. Bisikletten düşebilir, yüzerken deniz anası çarpabilir, trail koşarken arı sokabilir, düz yolda ayağınızı burkabilir ya da çeşitli spor yaralanmaları yaşayabilirsiniz. Dahası var yarış haftasında yediğiniz bir şeyden bağırsaklarınız bozulabilir, havuzdan orta kulak iltihabı olabilir ya da yarış önü hastalanabilirsiniz…

Eğer tişörtünüzün göğüs bölümünde üzerinde kocaman bir “S” harfinden bir logo yoksa sıradan insanların başına gelebilecek olan talihsizlikleri sizin de her an yaşama ihtimaliniz vardır…

Spor evreni bu, olur öyle şeyler. Olur öyle şeyler ama kırk yılda bir olur ve sadece bunlardan biri olur. O zaman bunun adına o sezon yaşanmış küçük bir şansızlık denir. Fakat saydıklarımdan birkaçından fazlası tek bir sezonda başınıza gelirse ona ne ad verilir bilmiyorum. Çünkü o zaman işler gerçekten çok tatsız bir hal alıyor…

İşte 2022 benim için tam da öyle bir yıl oldu…

2022 Talihsiz Serüvenler Dizisi

Bu yıl işler daha sezon açılışında ters gitmeye başladı ama evrenin bana gönderdiği bu ilk mesajı bir süre anlamamakta direndim…

Şubat ayındaki İzmir Duatlonu’ nun bisiklet etabında hayatımda ilk kez (19 yıllık yarışma hayatımda) dalgınlıkla eksik tur attım ve diskalifiye oldum. Tamamen benim hatam. Çok da üzmedim kendimi. Asıl hedefim Türkiye Triatlon Şampiyonası olduğu için “Neyse can sağlığı, önümüzdeki maçlara bakalım!” diyerek yoluma devam ettim…

Mayıs Ayında Bir Başkadır Faranjit

Kış aylarını gayet güzel base dönem antrenmanlarıyla geçirdikten sonra sezonun ilk triatlon yarışı olan 18 Nisan tarihindeki Mersin Yenişehir Triatlonu ile sezonu açtık. İlk yarışımdı ve fena geçmedi. Yarışın son etabı olan koşunun 7. km’ sine kadar yaş gurubumda lider durumdayken sevgili dostum ve rakibim Mehmet Akarcalı geldi geçti beni. Yarışı ikinci sırada tamamladım. Elbette yazıya konu olan sıkıntılardan birisi ikinci olmam değil. Bunu hikayenin bir parçası olarak yazdım…

Ardından gelen günlerde antrenman ve yüklenmelere devam ettim çünkü önümüzde puanlı şampiyona serisinde iki sprint, iki de standart (olimpik) yarış vardı…

İşte o günlerde şampiyona hazırlıklarıma tüm hızıyla devam ederken 1 Mayıs günü sağlam bir tepe koşusu yaptık sevgili Öztan Öztürk ile.

Sert karayelde bol video çekimli tepe koşusu sonrası yakalandığım faranjitle “Talihsiz Serüvenler Dizisi” tam anlamıyla başlamış oldu. Tam 23 gün sürdü faranjit. Elbette burda yine benim hatam var. Bu hastalık sürecinde bir an önce antrenmanlara dönmek için yaptığım aceleci yaklaşımlar hastalığın uzamasını yol açtı ve maalesef Gelibolu Triatlonu planlarım da suya düşmüş oldu…

Antrenman Yapmadan Priformisini Sakatlamak Paha Biçilmez

Neyse mayıs ayının üçüncü haftası iyileştikten sonra tam anlamıyla antrenmanlara dönmeye çalışma çabam bu sefer de sağ kalçamdaki priformisin nüksetmesi oldukça sinir bozucu bir durumdu. Çünkü yaş grubunda sakatlanan bir sporcu bilir ki bu yaşlarda spor yaralanmaları, gün ya da hafta bazında iyileşmez, aylar sürer. Nitekim üç ay boyunca çektim…

Haziran ayının son haftasında koşulan Balıkesir Triatlonu oldukça sevdiğim bir yarıştır. Kısa bir hazırlık döneminden sonra Balıkesir’de start aldık. Güzel bir yarış oldu ama yine Mersin’ de olduğu gibi koşu etabında geçildim. Bu sefer sevgili dostum ve rakibim Ufuk Hızarslan geçti ve bu yarışı da ikincilikle tamamladım…

Aslında buraya kadar olan spor yaralanması (sakatlık) ve faranjit hiçbir şeymiş. Meğerse asıl filim buradan sonra başlayacakmış…

Trafikteki Magandalar En Sevdiğimiz

Temmuz ayının ilk günlerinde saygısız ve düşüncesiz bir sürücünün beni sağımdan geçerken aynasının çarpması sonucu bisikletten düştüm. Diz, dirsek, kalça vb bölümlerde bir sürü asfalt yanığı oluştu. Neyse ki kırık çıkık yoktu ama yine can sıkıcı bir süreç oldu bu düşme.

Sonrasındaki yaraların kabuk bağlayıp iyileşmesi de ayrı bir süreç tabi. Yine bir süre antrenmanlara ara vermek zorunda kaldım. Tek teselli daha kötü bir şey olmamasıydı. Buna da şükür dedik, o günler de geldi geçti…

Covidin Dayanılmaz Ağırlığı

Sonrasında tam iyileştim şöyle bir güzel Eğirdir Triatlonu Kupa Finali yarışına hazırlanayım derken Temmuzun son günlerinde maalesef ve maalesef covide yakalandım. İşte bu çok ama çok can sıkıcı oldu…

Tam bir hafta süren tatsız hastalık süreci geçirdim. Covid geçirenler ne demek istediğimi anlamıştır. Üstüne üstlük bademciklerim olmadığı için özellikle çok ciddi bir boğaz ağrısı yaşadım. Ayrıca sırtımda da can sıkıcı kas ağrıları yaptı. Zaten fibrozitler vardı, üstüne tuz biber ekti alçak covid. Kısacası benim iki yumuşak karnım olan bölümler bu işten çok etkilendi…

PCR testi sonrası sağlık bakanlığından arayan görevliye özellikle sporcu olduğumu 3.5 hafta sonra yarışlarımın olduğunu ve boğazımın berbat halde olduğunu söyledim. S.B. yetkilisi boğazım için üç tabletlik kuvvetli bir antibiyotik verdi. 24 saate kalmadan antibiyotik boğazımdaki sorunu çözmüştü bile. Ben sürecin uzayacağını düşünürken oldukça sevindirici bir gelişme olmuştu…

Neyse bir badireyi de atlatmıştım ve her zamanki gibi önümüzdeki maçlara bakıcaktık…

Bir haftalık yatıştan sonra yarışa iki buçuk haftalık bir zaman kalmıştı. Bu arada belirtmek isterim ki yarış sezonu dışında bile bir hafta yatmak düzenli antrenman yapan sporcular için acayip can sıkıcıdır varın siz hayal edin kupa finali öncesi covid geçirmiş olmanın dayanılmaz hafifliğini…

Covid sonrası kalan iki buçuk haftalık süreç Eğirdir Triatlonu Türkiye finaline hazırlanmak için oldukça kısa bir süre olması da can sıkıcılık konusunda güzel bir zirveydi. Bildiğiniz gibi covid sonrası spora dönüş konusunda uzmanların tavsiyesi eskisi gibi antrenman yapmamanız yönünde…

Dedim ki kendime; “Bu sezon başıma gelmeyen kalmadı, çıkmamış candan ümit kesilmez, madem hala nefes alıyorsun, ver coşkuyu gitsin”…

İlk günlerde deneme antrenmanlarıyla başladım ve ilk hafta yaptığım temkinli antrenmanlarda nabzımın hemen hemen eskiden olduğu değerlerde olduğunu görmüş olmak moral verci oldu…

Yalnız hastalığın çok net bir şekilde hem endurancedan hem de hızdan çaldığını gün gibi ortadaydı…

Ağustos ayının üçüncü haftası Eğirdir’ de koşulacak olan Standart Mesafe Triatlonu Türkiye Kupası finaline kalan birkaç haftalık sürede kademeli ve dikkatli bir şekilde antrenman yükümü arttırmaya devam ettim…

O günlerdeki antrenmanlarda sub max ya da supra max antrenmanları asla yapmadım, zaten yapamadım desem daha doğru olur. Kısacası itidalli gitmeye çalıştım…

Nabız değerleri kötü olmasa da yarışa kadar olan süreçte adeta el freni çekik bir araba gibi gitme hissi ağır basıyordu. Dolayısıyla yarışma stratejimi; “Öncesinde itidalli antrenman, yarış günü ise Allah ne verdiyse!” şeklinde planlamıştım. Kısacası çok klasikti ama bam, bam, bam taktiği olacaktı…

Nihayetinde yarış günü geldi çattı. Herşey yolunda görünüyordu. Bilmeyenler için söyleyeyim. Eğirdir ülkemizdeki 1000m irtifada tatlı suda yarışılması nedeniyle zorluk derecesi en yüksek standart (olimpik) mesafe triatlon yarışıdır…

Performans kayıpları olduğunu bildiğim için yüzme etabından kaçıncı sırada çıkacağımı, bisiklette kaç ortalama çevireceğimi ve tüm bunlardan sonra kaç koşacağımı tahmin edemiyordum. Normal şartlarda üç aşağı beş yukarı insan kendini bilir ama bu yarış resmen sürpriz yumurta tadında olacaktı. Nitekim öyle de oldu. Enteresandır geçtiğimiz yıldan iki dakika daha iyi bir sonuç çıkardım.

Sezonun En Büyük Tesellisi

Eğirdir’ de hem yaş grubumda yarışın birincisi hem de elde ettiğim toplam puanla yaş grubumda Türkiye Standart Mesafe Şampiyonu kupasına sahip oldum. Bu gerçekten çok isteğim ama bir o kadar da ummadığım bir sonuçtu…

Yalnız yarışta son derece yüksek kas ağrıları çektiğimi bilhassa söylemek istiyorum. Özellikle bisikletteki boyun ağrılarıyla, koşarken çektiğim bacak kaslarımdaki ağrılarının tadına doyamadım. Onun dışında pek bi şikayetim olmadı. Bu arada covidden dört hafta sonra vücudun tam randımanlı olarak ancak kendine geldiğini söyleyebilirim…

Küçük bir not; üç aşı olmuştum ve dördüncü aşı için hakkım geldiği günlerde biraz geciktiğim için böyle bir talihsizlik yaşadım maalesef…

Eğirdir’ den sonra bu sezonun değerlendirme yazısını yazmaya başladım o günlerde. Yazarken Kendi kendime diyordum ki; “Ne sezondu be, bu sezon yaşadıklarımdan daha başka saçma ne yaşayabilirim ki?” Malum, top mermisinin düştüğü bir yere bir daha başka mermi düşmezmiş…

Alanya’ya Beş Kala

Kala kala önümüzde tüm sezonun noktalandığı son puanlı yarış olan Alanya Sprint Mesafe Türkiye Triatlon Kupası finali vardı daha başka ne olabilirdi ki???

Sen misin bunu diyen!!! Belime bir batar girdi ama öyle böyle değil, eğilip donumu giyemiyorum. Hah dedim, bulduk papazı…

Ama meşhur Afrika atasözü aklıma geldi. “Leoparın kuyruğunu tutma, tutarsan da bırakma!” Ne demekse!!!
Tam gaz olmasa da yarım gaz antrenmanlara devam. Devam ama antrenmana başlarken acıya doyum olmuyor ama ısınınca azalıyor ağrılar hatta kayboluyor enteresan bi şekilde…

El mi yaman bey mi yaman, al takke ver külah, ekinler baş vermeden kör buzağı topallamazmış diyerek Alanya yarışının arifesine kadar gelmeyi başardım. Bana kalırsa bu şartlarda sezon sonuna kadar gelebilmiş olmamın bile büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum, bırakın kupayı madalyayı…

Neyse belime musallat olan ağrıya rağmen Alanya hazırlıklarını gün be gün devam ettirdim. Hatta fena da geçmedi hazırlık dönemi diyebilirim. Yarışa birkaç gün kala yine içimden dedim ki; “Bu yıl ne var ne yok tüm kefaretimi ödedim, artık daha fazla saçmalık yaşama ihtimalim yoktur herhalde!”

Yarış haftasına geldiğimizde hava tahminleri Alanya için yarış günü için yağış ihtimali veriyordu ama yağmaz canım diyorduk kendi aramızda. Aslında cumartesi akşamı dağıtılan yarışma kitinin içinden şeffaf yağmurluk çıkmasından anlamalıydık hepimiz. Bilmiyorlardı ki ben Alanya’ya 2022 sezon lanetimle birlikte gelmiştim…

Cumartesi gecesi bir yağmur, bir fırtına sabah kadar. Gün doğmadan kalktık yarış alanına gittik ama ne lodos ne yağmur kıyamet. Böyle bir yağmurda bisikletin hayli tehlikeli olacaktır yarış aquatlona dönse diye dua ediyoruz…

Baş Hakem Hüseyin Tan’ a abi kurtar bizi aquatlon yap diyoruz. Tabi ki son karar yarışma komitesinin…

İşin kötüsü bizden sonra Avrupa Kupası Elit Erkekler yarışı var. Hava şartları nedeniyle bizim yarışlarda değişiklik olursa Avrupa Kupası yarışları da teknik anlamda olumsuz etkilenecek…

Nihayetinde yarışma komitesi yarışların triatlon şeklinde yapılmasına karar veriyor. Atılıyoruz lodoslu denize, harran gürren çıkıyoruz sudan, ordan bisiklete, ordan da yağmur altında romantik koşuya ve en sonunda mutlu son finiş ulaşıyoruz…

Neyse ki o yağmurda kimse düşmüyor, tatsız bir şey yaşanmıyor. Draftlı bir yarışta gerçekten büyük bir başarı. Kuru havada bile birkaç kişi düşer kalkar her yarışta…

Çok şükür kazasız belasız 2022 yarış sezonun tamamladım demeyi çok isterdim ama tam aksine tüm sezon boyunca yaşadıklarım adeta 32 kısım tekmili birden filim tadındaydı ve tadına bakmadığım aksilik kalmadı bu yıl gerçekten…

Alanya’ da elde ettiğim ikincilikle Sprint Mesafe Türkiye Kupası ikinciliğini de kazanmış oldum. Bir sezonda iki kupa her türlü olumsuzluğu unutmak için yeter artar bile…

Neyse Fatih Terim’in dediği gibi “What can I do sometimes!” Önümüzdeki maçlara bakıcaz artık.

En başta kendime sonra hepimize sorunsuz bir 2023 yarış sezonu diliyorum…

Teşekkür

Sezon boyunca kahrını çeken, bana emek ve destek veren Sevgilim Dilek Kurt, Babam Özden Akhun, Alsancak Su Sporları Takımı En Başkanı Seda Şimşek, Başkan Serkan Şimşek & Bülent Yıldırım, takımınızın tüm Gençleri, Ata Bisiklet, Sevgili Anansörümüz Adnan Yahşi, İzmir Ozon Merkezi Başak ve Ulaş İnevi ve tüm spor dostlarıma…

Fotoğraflar: Triatlon Medya TV ve Türkiye Triatlon Federasyonu

3 Beğeni